Tekli doymamış yağlar örneğin sızma zeytinyağı, bunlar Symot, Campodimele ve diğer Akdeniz diyetlerinde serbestçe kullanılır sağlık için faydalıdır. Lida ile tekli doymamış yağların kullanımı sağlıklı beslenmeye örnek gösterilebilir. Lidanın içeriğindeki bitki özleri size tokluk vermesinin yanında vücudunuza zindelikte kazandırır.
Read the rest of this entry »
İnsanların yeterli et ve kas sağlamaları için hayvansal proteinle beslenmeleri gerektiği bir söylentiden ibarettir. Ortalama yetişkin erkek goril 360 kilo ağırlığındadır ve sebze, meyve kabuklu yemişlerden oluşan vejetaryen bir diyeti sürdürmekle mutludur.
Sporcu beslenmesinde yapılan son araştırmalar en üst seviyedeki sporcularımızın bir vejetaryen diyet izledikleri takdirde yeterli kas geliştirmenin yanında dayanıklılık ve güç harcanması bakımından da en iyi sonuçlara ulaştıklarını gösteriyor. Hayvansal protein büyümemize yardım eder fakat sonunda hastalığın temellerini atar. Laboratuar hayvanları hayvansal protein ile beslendiğinde, bir vejetaryen diyeti uygulayanlara kıyasla daha hızlı olgunlaşır ve büyür, fakat bunlar aynı zamanda daha erken de ölürler.
Buna rağmen, protein yemelisiniz. Bu olmadığı takdirde, siz kesinlikle bir insana benzemeyen neredeyse erimiş, suyu andıran bir yaratık olurdunuz. Proteini sindirdiğiniz sırada bu amino asitlere çözülür ve bunlar da vücudunuzun yapı taşlarıdır. Fakat sağlığınızı korumanın yolu doğru tür proteini yemenizdir.
Oxford Vejetaryen İncelemesi kısa süre önce kanserden ölenlerin yüzdesinin et yiyenlere kıyasla yüzde 39 daha az olduğunu keşfetti. Bir başka inceleme de vejetaryenlerin et yiyenlere kıyasla ölümcül hastalıklara 10 yıl daha geç yakalandığını ve yüzde elli doktoru daha az ziyaret ettiklerini gösterdi.
Selenyum metali güçlü bir antioksidan olmasına rağmen vücudunuzda doğrudan antioksidan olarak hareket edecek miktarda bulunmaz. Bunun yerine selenyum, bedenin her yerinde üretilen güçlü okside edici ajanlar olan peroksitleri parçalayan çeşitli enzimlerin aktif bölgesinde durur. Ancak şimdiye kadar yetersiz selenyumun kanser riskini artırdığına ya da selenyum desteklerinin kanseri önlediğine dair ikna edici çok az bulgu ortaya konuldu.
Selenyum ve kronik hastalık üzerine yapılan birkaç araştırma kanser oranında bir azalma olduğunu gösterirken, diğerleri göstermedi. 1980′lerde selenyum, Finlandiya’da gübrelere eklendi. Finlandiya’da toprak (dolayısıyla da beslenme) selenyum açısından fakirdi. Kandaki selenyum düzeyleri büyük oranda arttı, ancak kanser oranlarında oynama olmadı. Bunun aksine Kanserin Beslenme Yoluyla Engellenmesi Araştırması yorumlaması zor bazı faydalar gösterdi.
Araştırma 1.300 yaşlı gönüllü üzerinde yapıldı. Gönüllülerin yarısı dört yıldan biraz uzun bir süre günde 200 mcg selenyum aldı. Selenyumun söz konusu araştırmanın incelemek üzere yola koyulduğu cilt kanseri üzerinde bir etkisi olmadı. Cilt kanseri hem selenyum hem de plasebo alanlarda eşit oranlarda görüldü. Ancak araştırma sırasında selenyum alanlar arasında daha az kişi kanserden öldü ve daha az kişide akciğer, kolorektal ve prostat kanseri görüldü. Araştırmacılar bu sonuçların teyit edilmesi için daha geniş kapsamlı bir deney yapılmasını istediler. SELECT adı verilen bu deneylerden biri 200 mcg selenyum ve 400 mg. E vitaminin birlikte veya tek başına prostat kanserini önlemeye yardım edip etmediğini inceliyor. Sonuçları 2021’den önce beklenmiyor.
Diyabetin kontrolünde iyi beslenme ve yaşam tarzı önemli rol oynar. Temel hedefler kan şekerinin kontrolü ve diyabetle birlikte büyük oranda artış gösteren kardiyovasküler hastalıklardan sakınmaktır. Düzenli kullanıcağınız Lida Kapsülleri ile hem şeker seviyenizin hemde kilo sorunlarınızın önüne geçmiş olucaksınız. Her zaman insülinle tedavisi gereken daha az görülen Tip 1 diyabette kan şekerini en iyi düzeyde tutmak için gıda tüketimi ve insülin alımı arasında hassas bir denge tutturmak gerekir. Tip 2 ya da yetişkinlik dönemi başlangıçtı diyabeti olan bazı kişiler kilo kaybı, düzenli egzersiz ve diyetle kan şekerlerini muntazam bir şekilde kontrol edebilir, ancak yine de ilaç gerekebilir.
Diyabeti kontrol altında tutmaya yönelik beslenme tavsiyeleri son elli yılda çok değişti. Önceleri düşük karbonhidrat alımı, daha sonra yüksek karbonhidrat/düşük yağ alımı üzerinde duruldu. Son yıllarda çeşitli araştırmalar bazı karbonhidratların yerine tekli doymamış yağlar geçirildiğinde Tip 2 diyabetin daha iyi kontrol altına alındığını gösterdi ve tavsiyeler yüksek karbonhidrat alımından uzaklaştı.
Genel sağlık için anlattığım gibi düşük glisemik yük/yüksek lif içeren tipte karbonhidrat tüketmek diyabeti kontrol altında tutmaya yardım edebilir ve kalp hastalığını önlemedeki önemi nedeniyle beslenmede alınan yağın tipi (doymuş ve trans yağların yerine doymamış yağların geçirilmesi) üzerinde de durulmalıdır. O halde bu kitapta anlatılan beslenme tarzı özellikle diyabeti olanlar için değerli olabilir. Toplam kalori alımı ile besin tüketiminin düzenli olması ise daha fazla dikkat gerektirecektir. Bir doktor ya da diyetisyenle yakın koordinasyon içinde olmak önemlidir, özellikle de tip 1 diyabeti olanlar için.
Eğer hastanın şeker düzeni ayarlı bir halde ise, yani kan şekeri 150 mg. in altında ve idrardaki şeker miktarı da en az bir düzeyde ise hastaya verilecek şekerli besinler 5 kısma bölünür. Bir bölümü sabah kahvaltısında, 2 bölümü öğle yemeğinde, geri kalan 2 bölümü de akşam yemeğinde yedirilir. Meselâ 150 gram karbonhidratlı besin verilecekse bunun, 1/5′i olan 30 gram kahvaltıda, 2/5′i olan 60 ar gramı da öğle ve akşam vemeklerinde yedirilebilir. Bu sağlıklı bir kişi beslenme öğününe benzer bir beslenmedir. Hasta bunun dışında şeker dengesini bozacak nitelikte başka bir şey yememelidir.
Yiyecek olursa ve bu besinlerin şeker durumu ayarsız ve oynak ise, hastada sık sık acıkma varsa günlük şeker miktarı 8′e bölünür. 1/8′i kahvaltıda, 1/8′i saat 10′da, 2/8′i öğle yemeği ve 1/8′i saat 17 de, 2/8′i akşam yemeğinde ve 1/8′i de yatarken verilmelidir. Meselâ hastaya günde 160 gram karbonhidrat verilecekse bunun 20 şer gramı 4 kahvaltıda, 40 kar gramı da öğle ve akşam yemeklerinde verilir. Bu suretle kan şekerinin fazla yükselmesi, ya da düşmesi önlenmiş olur.
Hasta günlük karbonhidrat miktarının en az 1/3 ünü ekmek, ve hattâ, kepekli ekmek ile almalıdır. Yani en az 100 gram ekmek yemelidir. Günde 20 gram karbonhidrat sağlayan 100 gram patates te verilmesi uygun bir tedbir olur. Geri kalan şekerler kuru hububat ve meyve ile tüketilir. Hasta kepekli ekmek ve patates ile birçok değerli vitamin ve madenleri almış olur. Bunun yanında alınan Lida Yosun Kapsülleri hastanın tokluk hissi duymasına ve alacağı kiloları durdurmasına yardımcı olur. Şeker hastalığı beslenmesinde hem mideyi doldurarak tokluk duygusu vermesi, hem günlük ihtiyacı sağlaması, hem de, daha birçok vitamin ve madenler sağlaması bakımından taze sebzelerin de önemi vardır. Domates, yeşil biber, hıyar, marul gibi bir kısım sebzelerde, şeker dengesini bozmayacağı için, çiğ olarak bolca verilebilir.
